Androjeni Nedir Psikolojide? Kendimi Keşfetme Yolculuğum
Bazen hayatınızdaki bir an, bir kelime ya da bir kavram, her şeyi değiştirebilir. Bugün, Kayseri’nin sessiz sokaklarında yürürken, bir anda karşıma çıkan bu kelime, “androjen” oldu. Yavaşça başladım araştırmaya, düşündüm, duygularımı ve kimliğimi sorgulamaya başladım. Biraz hayal kırıklığı, biraz belirsizlik, biraz da merak vardı içimde. “Androjeni nedir psikolojide?” sorusunu, tam da o an, kendime sorarken, kim olduğumu anlamaya çalıştığımı fark ettim.
Bir Gün, Bir Kelime
Daha önce hiç duymadığım bir kavramdı: androjen… Psikolojide ne anlama geliyordu? Bütün bu sorular kafamda çığ gibi büyürken, sanki bir şeyler yerine oturuyordu. Birçok insan gibi ben de kendimi hep bir kutuya sığdırılmaya çalışılmış, toplumsal normlara uymaya zorlanmış biri olarak hissetmiştim. Ne yazık ki, bazen kim olduğumu, duygularımı ve kendi kimliğimi keşfetmek bana çok zor geliyordu. Sonunda, Kayseri’nin soğuk havasında, kafamda bir fırtına esmeye başladı. Belki de her şey, bu kelimenin ardında gizliydi.
Bir süre önce, bir arkadaşım bana çok ilginç bir şey söylemişti: “Bazen insanlar, kadınlık ve erkeklik arasında gidip gelirler. Her ikisinin de özelliklerini taşıyan bir yerdesin. Kimliğini, duygularını ve davranışlarını buna göre şekillendirebilirsin. Androjenin bu!” O an, bu düşünce bende bir yankı uyandırmıştı. Ama kelimenin anlamını tam olarak bilmiyordum.
Anlamı Ararken
Kayseri’nin karanlık akşamlarına dalıp gittiğimde, o kelimenin içini daha fazla anlamaya karar verdim. Androjen kelimesinin ne olduğunu araştırırken, psikolojide, cinsiyetin biyolojik ve psikolojik olarak nasıl şekillendiğine dair yeni bilgiler öğrendim. Androjen, aslında hem erkeklik hem de kadınlık özelliklerini taşıyan bir kimlik ya da bir ruhsal durumdu. Psikolojide, bireyin hem erkek hem de kadın özelliklerini barındırması durumu, androjenlik olarak tanımlanıyordu. Ancak bir anlamda, yalnızca fiziksel bir durumdan değil, duygusal, ruhsal ve toplumsal bir durumdan bahsediliyordu.
Bir yandan, bu kavramla ilgili duyduğum heyecan, diğer taraftan kafamda şekillenmeye başlayan karışıklıkla birleşti. Kendimi tam olarak ne şekilde tanımlıyordum? Bir an, kimliğimi düşünürken, kendimi sıkışmış hissettim. Hangi kutuya ait olabilirdim ki? Bir kutuya ait olmak zorunda mıydım?
Kendimi Tanımanın Zorluğu
O gün, evde, küçük odamda yalnızdım. Günlüğüme yazmaya başladım. Hep yazardım zaten, duygularımı dışa vurmak, içimdeki karmaşayı anlamak bana hep iyi gelirdi. Ama bu sefer yazdıklarım daha farklıydı. “Androjen nedir psikolojide?” sorusuna verdiğim cevap, belki de beni anlamama yardımcı olacaktı. Bu kelime, kendimi tanımlamak için bir anahtar gibiydi. Ama bu anahtarı çevirirken, nereye gitmem gerektiğini tam olarak bilmiyordum.
Kayseri’nin sokaklarına bir adım daha attım. Hava kararmış, insanların günlük telaşları arasında kaybolmuştum. Ama içimdeki bu duygusal fırtına, her geçen gün biraz daha belirginleşiyordu. Bir an, kim olduğumu sorgularken, cinsiyetin çok daha karmaşık bir şey olduğunu fark ettim. Duygusal olarak bazen daha sert, bazen daha yumuşak hissedebiliyordum. Kendimi, tıpkı bir çiçek gibi, hem erkeğe hem de kadına ait özelliklerle donatılmış bir şekilde hissediyordum. Belki de tüm bunlar, yaşamı ve kimliği, geleneksel normlarla değil, daha özgür bir şekilde anlamam gerektiğini gösteriyordu.
Toplumsal Baskılar ve Kimlik Arayışı
Bir yandan, toplumsal baskılar ve kültürel normlar da üzerimdeydi. Kayseri gibi küçük bir şehirde, cinsiyet rollerinin ne kadar katı olduğunu fark ettikçe, bu kimlik arayışımın zorlaşacağını düşündüm. Erkek gibi davranmak ya da kadın gibi davranmak, toplumsal beklentilere göre şekillenmişti. Ama ben, her iki tarafı da hissedebiliyordum. İçimdeki zıtlıklar, kimliğimi bir yerlere koyma isteğimi körüklüyordu. Ama “androjen” olmanın bu ikilikten çıkmak, her iki dünyayı da birleştirmek gibi bir şey olduğunu düşündüm.
Duygusal olarak bazen kırılgan, bazen güçlü hissedebiliyordum. Bir gün, daha çok sevgi ve şefkat ararken, ertesi gün daha sert ve kararlı bir şekilde hayata karşı durabiliyordum. Bu değişkenlik, toplumsal normlar içinde çoğu zaman sıkışıp kalıyordu. Ama belki de androjen olmak, bu ikilikleri kabullenmekti. Ne kadın, ne erkek. Sadece insan olmak ve duygularımı özgürce yaşamak.
Sonunda Ne Oldu?
Zaman geçtikçe, “androjen” kelimesi zihnimde yeni bir anlam kazandı. Kayseri’nin sokakları artık bana o kadar yabancı gelmiyordu. Her adımımda, kimliğimi biraz daha anlamaya başlıyordum. Androjen olmak, kendimi sadece bir kutuya sokmamak, hem erkeklik hem kadınlık arasında gidip gelmek değil, aslında bu ikiliklerin ötesine geçebilmekti. Bu bir kabullenişti. Kendini özgürce tanımlamak, sınırsızca yaşamak…
O günden sonra, “androjen nedir psikolojide?” sorusunun cevabı benim için değişti. Artık, her şeyin basit bir etikete sığmadığını biliyorum. Kendimi tanımlarken, ne erkek ne de kadın olmanın ötesine geçtim. Kendimi olduğu gibi kabul ettim. Belki de en güzel olan şey, her iki kutuyu da içimde barındırabilmekti.